IBRAHIM KAYPAKKAYA

 

Ibrahim KAYPAKKAYA (1948 - 1973)

Onur ÇAĞLAR

Stalin (1820 - 1895)

                                                                                                                                                                          

“Cellat uyandı yatağında bir gece                                           
“Tanrım” dedi, “Bu ne zor bilmece!
Öldükçe çoğalıyor adamlar
ben tükenmekteyim öldürdükçe”


Ataol BEHRAMOĞLU



34 yıl önce, 1973 yılının 18 Mayıs’ında bahar yaprak döktü, Mayıs buza tuttu bir yiğidin yüreğinde ve Mayıs, üzerine dökülen kara yazılarla bir kez daha utandı “kaderci”lerimizin kara sayfalarından, boynunu büktü dağlar... Dağların boynu büküklüğü, “aşkın gözyaşı”nın gözyaşı dökmesi, 24 yaşındaki genç ve yiğit bir önderin zemheri gecelerinde kardelence açıp güneşe gömülmesindendir.

Ama Mayıs isyan etmeyi de öğrendi; bir küheylan gibi şaha kalktı, kartal gibi yücelere çıktı, buluştu gökyüzüyle, öpüştü güneşle...

Mayıs, kendisini ezenlere karşı yüceltenlerden olan
İbrahim KAYPAKKAYA ile gururlandı! Başı dik Mayıs’ın, gururla bakıyor diğer aylara, İbrahim’le öğretmenleşti ve burjuvazinin korkusunun zirvesi oldu Mayıs...

ÇORUM’DA GÜNEŞİN DOĞUŞU...

1948* yılında Çorum’un yoksul bir köyünde yoksul bir köylünün çocuğu olarak doğan İ. Kaypakkaya, ilkokulu Alacahöyük’te bitirdi. Öğretmeni Mehmet Yıldırım’ın Kaypakkaya’nın babası Ali’ye oğlu İbrahim’in çok zeki ve çalışkan bir çocuk olduğunu, mutlaka öğretmen olması gerektiğini ısrarla telkin etmesi sonucu 1960-61 döneminde Hasanoğlan Öğretmen Okulu’na kaydını yaptırır. Okulu başarıyla bitirir ve burs kazanan birkaç kişiden biri olur. 1965-66 döneminde Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’nun “Lise Son” bölümüne öğrenci olarak gelir.

Aynı okulun “Fikir Kulübü” 21 Kasım 1967 Salı günü kurulur ve tahmin edebileceğiniz gibi geleceğin proleter önderi de kurucular arasındadır ve başkan seçilmiştir. Halit Koçer sekreter olurken Mehmet Çetin de sayman olur. Aynı gün “Kuruluş Bildirgesi” yayınlayan KAYPAKKAYA, özetle bildiride şöyle demiştir:

“Sömürenlere karşı ilk Kurtuluş Savaşını vermiş olan bir ulusun çocuklarıyız. Fakat ulusumuz yeniden sömürgenlerin kucağına düşürülmüştür. Mutlu bir azınlık ve bunların dış ortakları yararına bağımsızlığımız satılmıştır. (...) Türk ulusu ikinci bir kurtuluş savaşıvermek zorundadır. Bu savaş başlatılmıştır. Bu savaş toplumcu bir savaştır. Yani dış sömürgenlerle birlikte olanların içerideki ortaklarına da karşı olan bir savaştır. İşte kulübümüzün amaca gençlerin kendilerini sınırsızca değiştirebileceği bir düzenin kurulması için gereken bu toplumcu savaşa gücü oranında katkıda bulunmaktır” (Bkz: Turhan Feyizoğlu, İBO, İbrahim KAYPAKKAYA, sf. 22)

Bu bildiriyi kaleme alan, her anlamıyla bir önder olduğunun sinyallerini daha 18 yaşındayken veren İbrahim KAYPAKKAYA’dan başkası değildir... Evet, kısa alıntısını yaptığım bu bildiri 18 yaşındaki “İBO” tarafından yazılmıştır. Araştırmacı, sorgulayıcı, meraklı, dikkatli.. 18 yaşlarında ülke sorunlarına duyarlı olunca tarih ona bulunduğu her alanda “ÖNDERSİN” diyerek görev verdi o da layıkıyla yaptı, tarihi utandıran kimi sahtekarın, kimi hainlerin ve kimi korkakların tersine tutup çenesinden tarihin, dik yaptı başını. KAYPAKKAYA’nın kaya gibi sağlam iradesine ve bilgisine hayran oldu tarih!

Kaypakkaya’nın yayınladığı bu bildiri, Bilir Kişi(liksiz)lerden faşizmin satın alıp kapı kulu yaptığı Prof Sulhi Dönmezer, Prof Recai G. Okandan ve Asistan Dr. Kayıhan İçel tarafından 26 Ocak 1968 tarih ve 968 / 59 dosya sayılı raporlarında “Siyasal suç unsuru” oluştuğu belirtilerek adliyeye sevkleri sağlanmış, dava açılmış ve “yatılılık hakları” da ellerinden alınmıştır. Ama çapa Yüksek Öğretmen Okulu Öğrencileri Fikir Kulübü ile Fikir Kulübü Federasyonu İstanbul Sekreterliği aynı bildiriyi kelimesi kelimesine yayınlayarak olayı protesto ederler.

 

Okulda “Siyaset ile ilgili duyuru” dağıtılır. Bildiride özetle okul yönetiminin ağır baskısından söz edilmekte ve akademik hak isteminde bulunmaktadırlar. Sonuç olarak okul müdürü Aydın Doğan imzasıyla İbrahim KAYPAKKAYA başta olmak üzere toplam on öğrenci kovulurlar.

İ.Ü. Fen Fakültesi Fizik Bölümü’nde eğitime devam eder KAYPAKKAYA... Yine devrimci oturumlar, dernekler, bildiriler, protestolar.. Haksızlığın olduğu her yerdedir.. Yaşıtları ve devrimci çevre arasında entelektüel seviyesinin yüksekliği, araştırmaya doymazlığı ve örgütleme yeteneği ile derhal kendini gösteriyordu. Adeta “ayaklı kütüphanedir”! Hem öğretmen, hem öğrencidir KAYPAKKAYA...

Önder KAYPAKKAYA’yı devrimci düşüncelerle öğretmenlerinden biri olan Musa OKAY tanıştırmıştır.

Artık yatağına sığmayan bir seldir proleter önder; taşkın enerjisiyle çevresine de güç vermektedir.

6cı FİLO, DEFOL!

Amerika’nın gezgin karakolu olan 6cı Filo 1 haftalık bir süre için İstanbul’a gelmiştir. 1 hafta boyunca 6cı Filo binlerce kişinin katılımıyla protesto edilir. 1 hafta sonra devrimci gençlik ve değişik işçi örgütlenmeleri “Emperyalizme ve Sömürüye Karşı İşçi Yürüyüşü” isimli bir gösteri düzenlerler. Yaklaşık 40 bin kişi toplanmıştır. Tabi ki önder KAYPAKKAYA ve yoldaşları da protestonun içinde yer alırlar.
Fındıklı ve Beşiktaş camilerinde önceden hazırlıklı bir şekilde bekleyen şeriatçı gericiler, emperyalizme ve faşizme karşı yürüyüş yapan devrimci gençlerin önüne geçerler ve “Vur, Allah için vur! Komünistleri geberteceğiz!” diyerek saldırıya geçerler. İki kişi ölür, birçok kişi yaralanır, onlarca kişi gözaltına alınarak işkenceden geçirilir.

Önder KAYPAKKAYA’nın doğrudan yönettiği ve katıldığı devrimci eylemlerin dokümanını tutma düşüncesinde olmadığım için yazının akışı içinde sadece birkaç tanesine değineceğim. Çünkü eylemler, bir “sonuçtur”. Neyin sonucudur? KAYPAKKAYA’nın benimsediği ve bizlere de öğrettiği ideolojik / siyasal düşüncelerinin bir sonucudur. Bu yüzden ağırlığı bu yöne vermek istiyorum. Çünkü KAYPAKKAYA akıl almaz enerjisiyle Ege’de, Trakya’da ve Marmara Bölgelerinin bir çok yerinde; okullarda, işyerlerinde, sokakta dur-durak bilmeksizin çok yönlü çalışan bir önderdir.

TİP ve MDD

Örgütlü bir mücadelenin bilimselliğinden gelen kararlı savunuculuğu, daha o dönemlerde anti faşist kitlenin önemli bir bölümünü bağrında toplayan Türkiye İşçi Partisi (TİP) içinde yer almasıyla kendini göstermeye başlamıştı.

Kruşçev revizyonizminin etkisinde olan ve bu etkiyi önemli oranda Türkiye’ye taşıyan reformist TİP, iflah olmaz bir parlamentarizmin savunucusuydu. TİP’nin bu olumsuz anlayışına ilk karşı duruş MDD’ciler (Milli Demokratik Devrimciler) olarak adlandırılan ve başını Mihri Belli’nin çektiği grup oldu. M. Belli, TİP’nin reformizmine karşı “devrim” diyordu ama bunu da yine Nasır örneğini (sanki sosyalistmiş gibi!) vererek, ve; TİP gibi reformlarla filan değil de “asker-sivil aydın zümre” ve küçük burjuva radikal devrimcilerin gerçekleştireceği (sol cunta da dahil) “devrim” (!) savındaydı. MDD’cilerin önemli bir bölümünü ise bağrında toplayan ve başını Doğu Perinçek’in çektiği PDA (Proleter Devrimci Aydınlık) hareketiydi. KAYPAKKAYA da bu hareketin içinde yer alıyordu.

1970 yılı mücadelenin gittikçe ivme kazandığı yıl oldu. Gün be gün kitleleri sarıyordu. Önder KAYPAKKAYA, Trakya Değirmenköy'de toprakları için ağaya karşı mücadele eden köylülerin arasındaydı ve bu direnişte yer alan diğer devrimci önder Cihan Alptekin ile birer konuşma da yaptıkları bu direnişten dönerlerken polis tarafından tutuklandılar ve işkenceden geçirildiler.

MDD’ci güçler sonradan ve esas olarak Aydınlık dergisinin 1970 yılının Ocak ayı içinde “Aydınlık Sosyalist dergi” ve “Proleter Devrimci Aydınlık” olarak yayınlanmasıyla ayrılırlar.

15-16 HAZİRAN OLAYLARI**

“Fabrikalar bizim, tarlalar bizimdir
Emperyalist malı bankalar bizimdir
Kurtuluş bizimdir yok olmak sizindir
Örgütlen saflara gel dizi dizi”


15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, KAYPAKKAYA’nın da artık gözünü zirveye diktiği bir dönüm noktasıdır. Bu muazzam işçi direnişinden muazzam dersler çıkaran İbo, artık “şahan bakışlarını” dağların tepesinden güneşe dikmiştir: Bu büyük direnişin on binlerce bireyinden, sıra neferlerden biri olan KAYPAKKAYA Demir-döküm, Sungurlar, Horoz Çivi, Petriks, Ege Sanayi, EAS Akü, Gıslaved, Gamak, Singer, Derby ve daha onlarca işyerindeki işçilerle birlikte olduğu için iyice tanınıyor, tanındıkça saygınlığı büyüyor, büyüdükçe bilinçleşiyor, bilinçleştikçe de önderleşiyordu.

Bu önemli direnişin ertesinde örgütlü mücadele verdiği ve Doğu Perinçek’in başını çektiği Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) yönetimi ile 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin analizlerinde konusunda ters düştü. KAYPAKKAYA “Halk Savaşı” derken PDA revizyonistleri reformda diretiyorlardı.

KAYPAKKAYA’nın “Halk Savaşı”nda ısrarcı ve haklı olmasının kökeni, aslında Çin’de Başkan Mao tarafından başlatılan yeryüzünde hala “tek” olma özelliğini koruyan Büyük Proleter Kültür Devrimi’dir; bu devrim, dünyaya “68’liler” olarak damgasını vuran kuşağa damgasını vurmuştur. ***

Gittiği her yer için ayrıntılı bir rapor hazırlayarak analizler yapan ve ona göre taktik ve strateji belirleyen İbo, 1971 yılı başlarında Çorum ve çevresinde yaptığı çalışmaları “Çorum İlinde Sınıfların Tahlili” başlıklı bir incelemeyi kaleme aldı.

AYRILIĞA DOĞRU

1971 yılı, sadece devrimci mücadelenin yükseldiği bir yıl değildir; bu yıl, yükselen devrimci mücadeleyi bastırmak için cuntanın gerçekleştirildiği bir yıldır da... Sıkıyönetim altında tüm grevler, boykotlar, gösteriler yasaklanarak halkın gırtlağı cuntacılar tarafından sıkılmaya başlanmıştır. Askeri faşist cunta, adeta bir “sürek avı” başlatarak devrimcilere yöneldi. Demokratik nitelikli kitle örgütleri kapatıldı. Ülke çapında binlerce anti faşist, devrimci, demokrat insan işkencelerden geçirilip tutuklanırken onlarcası da katledildi.

KAYPAKKAYA arananlar listesindeydi.

12 Mart Askeri faşist cuntasının değerlendirilmesinde de TİİKP yöneticilerinin açık revizyonist, teslimiyetçi tavrını gördü.

DOĞU ANADOLU BÖLGE KOMİTESİ (DABK)’NİN OLUŞUMU

TİİKP, Doğu ve G. Doğu bölgelerinde çalışmalar yapmak için bu Oral ÇALIŞLAR, İbrahim KAYPAKKAYA ve Muzaffer ORUÇOĞLU’ndan oluşan üç kişilik bu komiteyi oluşturdu. Diyarbakır, Urfa ve Adıyaman bölgelerinden Muzaffer sorumlu olurken Malatya ve Tunceli bölgelerinden de İbo sorumlu oldu. Ancak bir süre sonra Doğu Perinçek ve şürekası İbo’yu bir pusuya getirip öldürmek istediler. Gelen kişi İbo’yu görünce Perinçek ve şürekasının ihaneti gördü.

Aslında parti içinde kalıp mücadeleye oradan devam etmenin önemini bilen ve bunu defalarca ispatlayan İbo, artık TİİKP içinde bulunmanın ve mücadele etmenin hiçbir koşulu olmadığı görünce ayrılık düşüncesi ağır bastı; yoldaşlarıyla tartıştı, konuştu.

7-8 Şubat 1972 tarihinde DABK’ni oluşturan İbrahim KAYPAKKAYA, Muzaffer ORUÇOĞLU, Kürecik’te M. Ali ÖZDOĞAN’ın evinde bir araya gelirler. Bora GÖZEN’in hasta olduğu için katılamamıştı. Yapılan toplantıda daha önceden İbo’nun kaleme aldığı 10 maddelik yazı karar haline geldi ve Bora GÖZEN’e verildi. GÖZEN bu kararı desteklemedi ama Ali TAŞYAPAN, Ali MERCAN ve Kabil KOCATÜRK destekler... TİİKP Merkez Komitesi de bu 10 maddelik karar karşılık alternatif(!) bir genelgeyi yayınlarlar. Genelgede kuru laf salatası ve oyalama taktiklerinden başka bir şey yoktu (Daha geniş bilgi için bkz: Turhan Feyizoğlu, İBO, İbrahim KAYPAKKAYA, sf. 219 vd)
Artık ayrılık gerçekleşmiştir. TİİKP MK’si de bir “tamim” yayınlayarak parti içinde bir bölünme olduğunu ve bölünmenin başını da İbrahim KAYPAKKAYA ve Muzaffer ORUÇOĞLU’nun çektiğini bildirmiştir.

TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ / MARKSİST LENİNİST
(TKP/ML) KURULUYOR



“Biz, biz,
Biz, biz, biz;
İşçinin köylünün yiğit sesiyiz
Namluya sürülmüş halk mermisiyiz
Baş koyduk, gönül verdik bu kavgaya
İhtilal için çarpar yüreklerimiz...”


Parti’nin isminin neden “Komünist” olmasını ise önder İbrahim KAYPAKKAYA sosyalist maskeli kimi hainlerden ve hain örgütlenmelerden ayrı olmasını savunup örnekler verdikten sonra şöyle açıklıyor: “Bu açıklamalardan sonra hareketimizin niteliğini ve nihai hedeflerini en kesin, en açık ve en doğru bir şekilde ifade eden ve pratikte de işçi sınıfının ve diğer emekçilerin bilinçlenmesine katkıda bulunan ve bizi her türden sosyalizm hainlerinden ayıran adlandırmanın TKP/ML olacağı açıktır” (İ. Kaypakkaya, Seçme yazılar C.1, sf. 43)

KAYPAKKAYA ve onun programatik düşünceleri, Türkiye devrimci hareketinde de nitel bir kopuşu gerçekleştirdi. Çeşitli renklerdeki oportünist / revizyonist / reformist anlayışlara da oldukça önemli bir darbedir.

Kısaca “11 ilke ve 5 temel belge” olarak adlandırılan programatik görüşleri kısaca şunlardır:


l.Köylük bölgelerdeki faaliyet esas, şehirlerdeki faaliyet talidir.
2.Silahlı mücadele esas, diğer mücadele biçimleri talidir.
3.İllegal faaliyet esas,legal faaliyet talidir.
4.Ülke çapında düşman bizden güçlü olduğu müddetçe, stratejik savunma
esastır.
5.Stratejik savunma içinde taktik saldırılar esas, taktik savunma talidir.
6.Bu dönemde köylerde silahlı mücadele içinde gerilla mücadelesi esas, diğer
mücadele biçimleri talidir.
7.Şehirlerde (büyük şehirlerde) stratejik savunma döneminde, kuvvet
biriktirmek, fırsat kollamak esas,diğer mücadele biçimleri talidir.
8.Örgütlenmede parti örgütlenmesi esas, diğer örgütlenme biçimleri talidir.
9.Diğer örgütler içinde silahlı mücadele örgütleri esastır.
10.Kendi kuvvetlerimize dayanmak esas, müttefiklerimize dayanmak talidir.
11.Ülkemizde silahlı mücadele şartları vardır.

Günümüzde de “kanayan bir yara” olan Kürt ve Kürdistan sorunu İLK KEZ önder KAYPAKKAYA tarafından geniş ve Marksist bir bilimsellikle ele alınmış ve çözüme kavuşturulmuştur. O zamanlar kimi siyasal yapılanmalar Kürtlerden “Halk” diye bahsederken Kürtlerin “ulus” niteliğine sahip olduğuna vurgu yaparak çözümünü getirmiştir:

ULUSAL SORUN

A) Türkiye'de yalnız Türk ulusu değil, Kürt ulusu ve azınlık milliyetler de yaşamaktadır. (Marksist-Leninist-Maoistler) MLM'ler, Türk hakim sınıflarının Kürt milleti ve azınlık milliyetlere uyguladığı ulusal baskının en kararlı ve en amansız düşmanıdırlar. Ulusal imtiyazlara, diller üzerinde ki baskıya, ulusal baskılara karşı MLM'ler en önde mücadele eder.

B) Türk burjuva ve toprak ağaları tarafından ezilen Kürt ulusunun, "kendi kaderini tayin hakkı", yani ayrılma, bağımsız bir devlet kurma hakkı her dönemde ve kayıtsız, koşulsuz savunduğumuz, desteklediğimiz bir konudur. Devlet kurma ayrıcağılı egemen ulus burjuvazisinin tekelinde olamaz. MLM'ler, devlet kurma hakkı konusunda ki ayrıcalığa karşıdır. Nerede zora dayanan bağlar görürse, MLM'ler buna tavır alırlar.

C) Ulusların "kendi kaderini tayin hakkı", yani ayrılma özgürlüğü hakkı, bir ulusun ayrılmasının gerekliliği ile karıştırılmamalıdır. Yani bundan, ulusal kaderi belirlemeyi amaç edinen her isteği, her özgül durumu kayıtsız-koşulsuz MLM'lerin destekleyeceği sonucu çıkartılamaz. Ayrılma sorunu somut olarak ele alınmalıdır. Bu sorun MLM'lerce bir bütün olarak sosyal gelişmenin ve sosyalizm için proletaryanın sınıf mücadelesinin menfaatleri açısından yargılanır. Ne var ki, MLM'ler tasvip etmedikleri bir ayrılığın karşısına zor kullanarak, engel çıkarma yoluna asla gitmezler.

D) MLM'ler Kürt milletinin milli baskılara, zulme ve imtiyazlara karşı yönelmiş mücadelesini kesinlikle destekler. Milli harekette ki bu demokratik muhtevayı kesinlikle destekleyeceklerdir.

E) MLM'ler, Kürt burjuva milliyetçiliğini güçlendirmeyi amaç edinen, Kürt burjuva milliyetçiliği lehine ayrıcalıklar sağlayan milliyetçi hareketi asla desteklemeyeceklerdir.

 

F) MLM'ler, türdeş olmayan bir devlette ki çeşitli ulusal topluluktan işçi sınıfı ve diğer emekçilerin komprador, patron-ağa devleti yıkmayı amaçlayan, demokratik halk devrimi yolunda birleşik örgütlerde kaynaştırılmasını savunur. Bu anlamda, MLM'lerin demokratik halk diktatörlüğü sisteminde ulusal soruna getireceği çözüm şöyle olacaktır.

1- Bütün milletlerin ve dillerin tam eşitliği garanti edilecek. Hiç bir zorunlu dil olmayacaktır. Halka, bütün yerli dillerin öğretildiği okullar açılacaktır. Ulusal azınlıkların hakları tam olarak güvence altına alınıp korunacaktır. Her ulusa kendi kaderini tayin etme hakkı tanınacaktır. İktisadi, kültürel ve başka esaslar da dikkate alınarak, ulus bazında saptanacak bölgeler için "bölgesel özerklik", aynı bölgeler için "tam demokratik öz-yönetim" işlerliği esas alınacaktır.

2- Bu özerk bölgelerin sınırları, bölgenin iktisadi-toplumsal koşulları, nüfusun ulusal yapısı çerçevesinde bizzat mahalli nüfus tarafından saptanacaktır. Bunlar, demokratik bir yasayla da güvence altına alınacaktır.

3- Ulusal sorunda ki temel şiar ise "bütün uluslar için tam hak eşitliği, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halkların birleþmesi" olacaktır.

(Daha detaylı bilgi için bkz: İ. KAYPAKKAYA, Seçme Yazılar C.1)


KEMALİZM

Ulusal sorunda olduğu gibi Kemalizm sorununda da onlarca yılın suskunluğunu parçalayan yine KAYPAKKAYA olmuştur. Neredeyse tüm siyasal yapılanmalar Kemalizm karşısında secdeye kapanırken önder KAYPAKKAYA seccadeyi kaldırıp atarak Kemalizm’i deşifre etmiştir. (Bkz. Age)


a) Kemalist devrim, Türk ticaret burjuvazisinin, toprak ağalarının, tefecilerin ve az miktarda ki sanayii burjuvazisinin bir devrimidir. Devrimde ulusal karakterde ki orta burjuvazi önder değil, yedek güç olarak yer almıştır.
b) Kemalist devrimin önderleri daha anti-emperyalist savaş yıllarında, el altında emperyalizm ile işbirliğine girişmişlerdir.
c) Kemalist devrim, iþçi ve köylülere, bir toprak devrimi olanağına karşı gelişmiştir.
d) Kemalist devrimin sonunda sömürge, yarı-sömürge, yarı-feodal yapı, yarı-sömürge yarı-feodal yapı ile yer değiştirmiştir..
e) Kemalist diktatörlük, sözde demokratik, özde askeri faşist diktatörlüktür.
f) Kemalist devrim, politik cephede hanedanlık çıkarlarıyla birleştirilmiş olan meşrutiyeti, yeni hakim sınıfların çıkarlarına en iyi cevap veren cumhuriyet ile yer değiştirmiştir.
g) Kurtuluş savaşını takip eden yıllarda Kemalizm, devrimin baş düşmanıdır.

(Geniş bilgi için bkz: age).


Kuşkusuz ki buraya önder KAYPAKKAYA’nın tüm düşüncelerini alma durumumuz olmadığı için kaynakları bilgilerinize sunarak geçiyorum.

Önder KAYPAKKAYA, bu dönemden sonra yakalandığı gün olan 24 Ocak 73'e kadar esas olarak Malatya, Tunceli, Antep yörelerinde devrimci mücadeleyi yorulmak bilmez bir enerji ile köy köy, kasaba kasaba dolaşıyor, yoksul köylüler ile uzun sohbetler ediyor, Büyük Ekim Devrimi başta olmak üzere Çin, Vietnam ve Arnavutluk devrimlerini anlatıyordu. Ulaşabildiği her sorunla ilgileniyor, alternatifler sunuyordu. Kürt bölgelerinde çalışmalar yapması nedeniyle “çat-pat” Kürtçe de konuşmaya başlamış ve Malatya’da “okuma grupları” kurmuştu.

Askeri faşist cuntanın ağırlığı kendini hissettiriyordu: Yakalananlar arasında her zaman olduğu ve olacağı gibi çözülenler de vardı, diz çöküp ihanet eden de vardı, Ömer Ayna gibi direnen yiğit devrimciler de vardı. İbo, Ömer’in resmini arkadaşlarına örnek olarak gösterip işkenceye direnmek gerektiğini öğütlüyordu.
Bu dönemde “Malatya’da Sınıfların Tahlili” isimli bir inceleme hazırladı.

“Altı Mayıs şafağında
Deniz faşizmin ağında
Cellatlar Sinan’ı vurdu
Zalım Nurhak’ın dağında”


 

6 Mayıs şafağında, darağacında üç kızıl bayrak tüm görkemiyle sallanırken bu kez Sinan Cemgil ve iki yoldaşı kara toprağı kızıla boyuyordu. Önder KAYPAKKAYA derhal araştırmaya girdi; sordu soruşturdu ve bu yiğit devrimcilerin kanına girenin Kâhyalı köyünün muhtarı olan Mustafa Mordeniz olduğunu tespit etti. KAYPAKKAYA, iki yoldaşıyla birlikte bu muhbiri tutukladı, sorguladı ve sadece mükafat uğruna bu iğrençliği yaptığı anlaşılınca hak ettiği cezaya çarptırıldı. Böylece KAYPAKKAYA, her alanda olduğu gibi bu alanda da devrimci dayanışmanın muazzam bir “kaypakkayaca” gösteriyor ve diğer muhbirlere bu iğrenç, aşağılık meslekten vazgeçmeleri mesajını gönderiyordu. Bu eylem İbrahim KAYPAKKAYA'nın devrimci dayanışmadan ne anladığını da pratikte gösteren bir eylemdi.

İbrahim KAYPAKKAYA, bu olaydan sonra Tunceli yöresine geçti, aynı bölgeye can yoldaşı Ali Haydar Yıldız ve Muzaffer Oruçoğlu da gelmişlerdi. İbrahim KAYPAKKAYA, bu bölgede yoldaşları ile eğitim çalışmaları yaptı, onlara geliştirdiği yeni görüşlerini aktardı ve onlarla tartıştı.

Aynı günlerde İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşlarının bu bölgede olduğu haberini alan Üsteğmen Fehmi Altınbilek yönetimindeki faşist devlet güçleri köy köy, dağ taş İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşlarını arıyorlardı. Bu bölgedeki devlet güçleri takviye edildi, halkın üzerinde tam bir faşist terör estiriliyordu.
İbrahim KAYPAKKAYA, bir ara İstanbul'a döndü, sonra Malatya'ya uğrayıp tekrar Tunceli yöresine geçti.

O güne kadar faşist kolluk güçlerinin sürdüğü hiçbir iz sonuç vermemişti. Halk, İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşlarını kendilerinden biri olarak gizliyordu. İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşları her fırsatta halkın üzerindeki baskıları teşhir ediyorlardı. Ali Haydar, 20 Ocak 73'de geceyarısı dağdan Tunceli'ye inmiş, karakolu ve lojmanı bombalamıştı.

23 Ocak akşamı Süleyman ve Ali Haydar ekmek ve yiyecek almak için Vartinik'teki kömden ayrıldılar, akşama geri döneceklerdi. Ama yollar alabildiğine karlı olduğundan dönüşleri gecikti. Ancak sabaha doğru köme varabildiler. Az uzakta parolayı çaldılar, fakat karşılık gelmedi, parolayı tekrarladılar yine karşılık gelmedi, çevreyi süzmeye koyuldular ve uzaktan jandarmaların kömü sardıklarını gördüler, köm kuşatılıyordu.

“Uzun ince boyu kıvırcık saçı
Halkını sevmekti onun tek suçu
Ali Haydar ölmez; ağlama bacı
Milyon milyon doğar Ali Haydar’ım”



1973 yılının Ocak ayının 24. sabahıydı. Kuşatma altında olduklarını gördüler. Ali Haydar kömü terk edemedi; vuruldu ve uzun ince boyunu uzatarak karlara kardelence açtı, kar kızıla boyanarak kan ağıtlar yaktı, ağladı gökyüzü. Faşizmin cellatları kana doymuyor, her tarafı adeta kan gölüne çeviriyordu:


Devrim Şehitleri –03-

Oluşan kan gölü değil,
devrim haritasıdır karda çizilen!
Kurşun cana,
kan toprağa değende nice kardelenler
______________yön olacaktır bu haritalarda!


Onur ÇAĞLAR


Önder KAYPAKKAYA da ateşten sıyrılıp kaçmaya çalışıyordu fakat o da vurulmaktan kurtulamadı, boynunun her yanı saçma dolmuştu, hemen cebindeki adresleri çıkartıp yok etti. Muzaffer, Süleyman ve Hüseyin kuşatmanın boş tarafından kaçmayı başarmışlardı. Jandarmalar İbrahim ve Ali Haydar'ı öldü sanarak bırakıp kaçanların peşine düştüler.

“Silah kucağında kanlar içinde
Uzanmış yatıyor İbrahim yoldaş
Bir yiğit ölür mü üç-beş kurşunla

Silkinmiş kalkıyor İbrahim yoldaş”

Ve silkinerek kalktı ayağa dağ kartalı KAYPAKKAYA, “Daha ölmem için çok erken, daha yapacağım çok şey var ölmeyeceğim!” diye düşünüyordu.

Ölmedi!

Kafasına saplanan onlarca saçma, önder KAYPAKKAYA’nın kaya gibi direncine yenik düştü; kalktı, boylu boyunca yatan yoldaşı Ali Haydar Yıldız’ın cansız yüzünü sevdi, yıldız gibi parlayan alnından öptü yoldaşının, kıvırcık saçlarını eliyle okşarken gözlerinden akan iki damla yaşı yüreğine akıttı ve Munzur dağlarına, ana kucağına yöneldi.

DESTANLAŞMANIN TARİHÇE TUTANAK ALTINA ALINMASI

Bulduğu bir mağarada iki gün kaldı. Yaralı ve aç olması fiziki gücünü hızla tüketiyordu. Değişik köylere uğradı, kimi duyarlı insanlar yardım ettiler. Vurulduğunun beşinci günü yine bir köye gitti. Köyün öğretmeni gerici bir faşistti. İhbar etti, yakalattı bu yiğit önderi... (Not: Bu öğretmen 4 sene önce, yani ihbarından 28 yıl sonra şu an ismi “Maoist Komünist Partisi” olan devrimci bir parti tarafından cezalandırılmıştır.) Üsteğmen Fehmi Altınbilek dünya savaşını kazanan bir general gibi düşünüyordu kendisini...

Gökçe karakoluna kadar karın-buzun içinde yaralı olduğu halde yaya olarak ya yürütüldü, ya sürüklendi. Donma kendini göstermeye başlamıştı. Faşizmin cellatları hemen orada “konuşturup” öldürmek istiyorlardı ama İbrahim gibi bir granitten kayaya çattıklarını anlamakta gecikmediler. Siyasal konuşmalarını burada da yapan önder, örgütsel olarak tek bir harf bile vermiyordu işkencenin tüm namussuzluğuna karşı...
Burada başlayan işkenceler Şubat başında Tunceli’ye, oradan Elazığ’a oradan da Diyarbakır'a götürülüp Savcı Yaşar Değerli'ye teslim edildi. İbrahim KAYPAKKAYA, burada gittikçe ağırlaşan yaraları yüzünden ölüm tehlikesinin belirmesi sonucu askeri hastaneye yatırıldı, cellatlar İbrahim KAYPAKKAYA'nın onlara gerekli bilgileri vermeden ölüp gitmesine razı değildiler. İbrahim KAYPAKKAYA, burada donma/kangren sonucu iki ayağını da kaybetti. Şubat ayı başlarında İbrahim KAYPAKKAYA iyileştikten sonra tekrar sorgular başladı, faşistler onu konuşturmak için akla gelebilecek her türlü işkence yöntemini deniyorlardı, fakat tüm çabaları boşa çıktı, İbrahim KAYPAKKAYA şaşmaz bir kararlılıkla hiçbir örgütsel faaliyeti hakkında bilgi vermedi, işkenceciler bu durum karşısında çılgına dönüyorlardı.

Mayıs ayı başlarıydı, nedense birkaç gündür işkence yapmıyorlardı. Bir defter kalem istemiş onu da getirmişlerdi. "Herhalde sorgulamalar bitti" diye düşünüp savunmasını hazırlamaya başladı. Savunmasını hazırlarken bazen duyguları yoğunlaşıyor, bunları da yazdığı şiirler ile dile getiriyordu. Bu dönem yazdığı şiirlerden bir tanesi şöyleydi:

"DEVRİM İÇİN HER ZAMAN ÖLECEKLER BULUNUR
…gider …gider, nice koçyiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki
Yüreğimiz kabına sığmamakta
Örsle çekiç arasında yoğrulduk
Hıncımız derya gibi kabarmakta"

Yaklaşık dört ay süren işkenceler sonucunda da önder KAYPAKKAYA’nın ağzından tek söz alamadılar. İşkence sırasında yaptığı aktif savunma ve siyasal propaganda, cellatlarını azgınlaştırmasına rağmen onlara korku ve saygınlığı aynı anda veriyordu kendi ininde!

Hiçbir zor, hiçbir entrika, hiçbir insanlık dışı olgu komünist bilinç ve irade karşısında tutunamaz. Tıpkı KAYPAKKAYA’nın bu şahlanışı karşısında tuzla buz olması gibi!

Güneş, 18 Mayıs 1973 günü önder KAYPAKKAYA’nın işkencelerle parça parça edilerek kendisine gömülmesi sonucu daha parlak çeşitli ulus ve azınlıklar mozaiği olan Türkiye proletaryası üzerinde! Daha bir yol gösterici şimdi...

İBRAHİM KAYPAKKAYA KİMDİR / NEDİR?

İbrahim KAYPAKKAYA, marksizm-leninizm-maoizm biliminin Türkiye’ye ustaca uyarlanması olarak;

 

İbrahim KAYPAKKAYA, faşist kemalist ideolojinin deşifrasyonu demektir,

İbrahim KAYPAKKAYA, ulusal soruna nasıl yaklaşılması gerektiğidir,

İbrahim KAYPAKKAYA, Türkiye’deki devrimci mücadelenin nasıl olması gerektiğinin bir sentezidir,

İbrahim KAYPAKKAYA, halkın ve bağımsızlık savaşının simgesidir,

Kısaca İbrahim KAYPAKKAYA komünist bir önder demektir!

Selam olsun sana enternasyonal proletaryanın sıra neferi ve Türkiye proletaryasının önderi!

Selam olsun sana ölümsüzlük sembolü!

Saygıyla anıyorum!

18 MAYIS TÜRKÜSÜ

“Selam olsun apaydınlık günlere
Kazma ile kürekle yürüyenlere
Selam olsun halk için ölenlere
Silah elde toprağa düşenlere bin selam “

18 Mayısı unutmam
Unutmam 18 Mayısı

İşçinin köylünün kurtuluş
Ordusu devrimci erleriz
Ölümlerle yeniden doğar
Ölmeyen devrimci erleriz

Bir vücut, bir yumruk ve bir baş
Bağımsızlığa kadar savaş
Önderimiz İbrahim yoldaş
Korkmayan devrimci erleriz

Unutmam 18 Mayısı,
18 Mayısı unutmam

Ali Haydar Yıldız’ımızı
Vuranlar korkutamaz bizi
Vuruldukça artırdık hızı
Durmayan devrimci erleriz

18 Mayısı unutmam,
Unutmam 18 Mayısı

Bağımsızlık gelene dek
Ellerden düşmeyecek tüfek
İbo, Haydar, Muharrem Çiçek
Solmayan devrimci erleriz.








Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:
Reklam
 
yeni sitemiz www.ciglikoyu.com
 

DUYURU PANOSU

CİGLİ KOYU

HOS GELDINIZ

www.cigli.tr.gg
YENİ YAPACAGIMIZ SİTEMİZDE NELERİN ÖN PLANDA OLMASINI NELERE AGIRLIK VERİLMESİNİ İSTEDİGİNİZİ YAZINIZ. ÖRNEK VERECEGİNİZ BAŞKA BİR SİTE VARSA ONUDA YAZIN.

Sitene Ekle

Günlük Burç

 
www.ciglikoyu.com yeni sitemiz
 
BU GUN 1 ziyaretçi (39 klik) KISI BURDAYDI
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=